En Büyük Güvenlik Kalkanımız: “Elinden ve Dilinden Güvende Olmak”

hadis-ne-demek-196001
Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugün sokakta yürürken, sosyal medyada gezinirken veya iş yerinde çalışırken en çok aradığımız şey nedir? Şüphesiz “güven” duygusu. Aldatılmamak, arkamızdan konuşulmaması, haksızlığa uğramamak… Yani zarar görmemek istiyoruz. İşte Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ideal bir Müslümanı tarif ederken namazdan, oruçtan veya hacdan önce doğrudan bu toplumsal güven duygusuna işaret etmiştir:

“Müslüman, diğer Müslümanların onun elinden ve dilinden güvende olduğu (zarar görmediği) kimsedir.” Kaynak: Abdullah bin Amr (r.a.) tarafından rivayet edilen ve İslam ahlakının temel taşlarından olan bu hadis; Sahîh-i Buhârî (Îmân 4 ve 5, Rikâk 26), Sahîh-i Müslim (Îmân 64 ve 65, Hadis No: 40), Sünen-i Tirmizî (Îmân 12, Hadis No: 2627) ve Sünen-i Nesâî‘de (Îmân 8, Hadis No: 4995) ittifakla yer almaktadır.

Bu hadis-i şerifteki “el ve dil” vurgusu rastgele seçilmemiştir. Bir insana zarar verebileceğiniz iki temel silahınız vardır: Ya fiziksel/maddi bir eylemle (elle) zarar verirsiniz ya da iftira, dedikodu, alay ve hakaretle (dille) onun kalbini ve itibarını yaralarsınız. Özellikle klavye kahramanlığının arttığı, tek bir mesaj veya yorumla insanların linç edildiği günümüz dijital dünyasında, “dilinden (veya klavyesinden) güvende olmak” ilkesi her zamankinden çok daha hayati bir öneme sahiptir.

Gerçek Müslümanlığın Aynası İbadetlerimiz, bizim Allah ile olan özel bağımızdır; ancak ahlakımız, toplumla olan bağımızdır. Eğer bir kişinin ibadetleri, onun dilini dedikodudan, elini haksız kazançtan ve kalbini kibirden alıkoymuyorsa, orada durup derin bir muhasebe yapmak gerekir. Gerçek bir mümin; yanındayken cüzdanınızı, arkanızı döndüğünüzde ise onurunuzu emanet edebileceğiniz o güvenilir insandır. Bugün kendimize şu can alıcı soruyu soralım: Çevremdeki insanlar, ailem ve dostlarım benim “elimden ve dilimden” gerçekten güvende mi?